Celal Eray Draz

Celal Eray Draz

BÖLÜM 9

 

            Babam, 4,5 saat sonra, hastaneden ameliyathaneden çıkıyor, yoğun bakıma alınıyor. Doktorun söylediğine göre, ameliyattan sonra eğer bir komplikasyon ( ameliyat sonrası gelişen ani rahatsızlık) olmazsa, 2 hafta içinde hastaneden taburcu edebilirmişiz, ama hayatının geri kalanında stressiz, sağlıklı bir hayat sürmesi gerekiyormuş. Hepimiz seviniyoruz bu duruma.

 

            2 hafta sonra babamı eve alıyoruz, odası falan hazır. Kısa bir süre için hemşire tuttuk, babama ve anneme yardımcı olmak için. Hülya, İstanbul’ a gitme hazırlığı yapıyor. 1 hafta sonra gidecek. Üniversite ve yurtlara kayıt için biraz erken gitmesi gerekiyormuş, yaklaşık 3 hafta var okulların açılmasına. Kararım karar, bu sene eşekler gibi ders çalışacağım. Daha iyi bir iş buldum bir otelde. Orada da garsonluk yapacağım. 5 yıldızlı bir otel. Hülya bunu duyunca “sen ordaki bikinili kızlara bakmaktan, ne ders çalışırsın, nede okursun oğlum” dedi, ama oda bal gibi biliyor ki, benim gözüm ondan başkasını görmüyor.

 

 

 

-         Hülya, beni seviyor musun?

-         Nasıl bir soru bu ya? Manyak mısın sen ya?

-         Seviyor musun dedim?

-         Ne kadar sevdiğim her halimden belli olmuyor mu?

-         Tamam, peki, geleceğini benim üzerime kurmak ister misin?

-         Benim gelmişim, geçmişim, şimdiki zamanım bile sensin Ali!

-         O zaman sen İstanbul’ a gitmeden önce bir söz keselim, ne dersin?

-         Sen ciddi misin?

-         Evet, çok ciddiyim.

-         Nereden çıktı bu şimdi?

-         İstemiyor musun sen?

-         İstemez olur muyum, ama babama böyle çat diye söyleyebilir miyim ki?

-         Baban, benim çocukluğumu biliyor, ayrıca ilişkimize de onay veriyor.

-         Tamam, ben konuşayım, en kısa zamanda gelin o zaman!

-         Tamam bitanem. Ben hemen gideyim konuşayım babamla!

-         Aşkım, araşırız o zaman.

-         Tamam bitanem

 

Hayatımın aşkı, biricik Hülya’ mla evlilik için ilk adımı attık sayılır.

 

-         Vay, ne haber baba?

-         İyidir koç. Senden?

-         İyidir ya ne olsun. Baba, biz Hülya’ yla bir karar verdik. Ama sanada söylemem gerek.

-         Hayırdır inşallah oğlum, ayrılmadınız değil mi?

-         Yok babacığım, ayrılmadık. Biz düşündük ki, Hülya İstanbul’ a gitmeden önce bir söz yüzüğü takalım diyoruz. Ne dersin?

-         Oğlum, siz anlaşmışsanız bize ne demek düşer. Peki Hülya’ nın babası ne diyor?

-         O zaten ilişkimize onay veriyordu baba. Ama Hülya genede konuşacak babasıyla.

-         Tamam oğlum, hayırlısı diyelim ne diyelim.

-         Baba ya, sen anlatırsın değil mi anneme. Bizimkilerle Harun’ un mezarına gideceğiz de. Bekletmeyeyim çocukları.

-         Tamam oğlum.

 

 

Babadan da onay aldık, sevincim ikiye katlandı yemin ederim. Koştura koştura gidiyorum, cafenin oraya.

 

S: Nerdesin lan sen bu saate kadar?

-: Oğlum, hayırlı bir iş vardı da.

L: Ne oldu ki oğlum?

E: Hülya?

-: Evet kardeşim Hülya, beyler biz Hülya’ yla sözlenmeye karar verdik.

 

Hepsi birden sevinç çığlıkları atıyor.

 

E: E oğlum, bunu kutlamalıyız! Mezardan sonra  bize gelin, 40 yılda bir rakı ziyafeti çekelim be!

L: Ben gelmem oğlum bu Serkan ayısı varsa.

S: Niye lan naptım oğülum ben!

L: Son içtiğimizde içip içip Sadiye Teyze’ nin balkonuna kustun ya!

A: Ya oğlum, işte herkes edebiyle içer. Hadi hadi acele edin.

 

      Harun’ un mezar ziyaretini hallettikten sonra, Erhan’ ların evine gidiyoruz.

arası!

A: Hayvansın hayvan!

A: Lan oğlum Erhan, annenler nerde?

E: Babacım onlar Dalaman’ a gittiler. Turgutreis nere, ora nere? 3-5 gün kalırlar orda.

S: Hayırdır lan niye gittiler Dalaman’ a?

E: Anneannem rahatsızlanmış, ona bakmaya gittiler.

L: Geçmiş olsun kardeşim.

E: Sağolun kardeşim.

A: Oğlum nereye koydunuz ezmeyi!

E: orda yok mu lan?

A: Var ama yarısı var. Diğer yarısı nerde bunun!

S: Levent?
L: Tamam lan, yedik az buçuk bişiyler.

A: Az buçuk mu? Allahından kork oğlum, zaten 200 gram aldık, yarısı gitmiş be!

L: Çok lezzetliydi lan!

A: E, ekmeğin yarısı da yok! Sen nasıl bir insansın ya?

L: oo, öyle güzel gidiyor ki, ekmek
L: Sağolasın evellalah öyleyiz!

S: Ali! NE var ne yok getir be oğlum, açlıktan ayakkabılarımı kemireceğim şimdi!

A: Tamam tamam getirdim kardeşim. Sucuğumuzda hazır. Hadi beyler sağlığımıza. Oğlum! Erhan, şöyle aç bir Zeki Müren, Muazzez Ersoy. Felekten bir gece çalalım ya.

 

A,S, E, L: Sormaaaa ne haldeyim, sorma nöbetlerdeyim, sorma yangınlardayım, zaman zaman!

 

 

 


 

H: Alo, aşkım, konuştum babamla. Bu akşam gelsinler dedi.

A: Tamam aşkım, bu akşam 8. Uygun mudur?

H: Tamam aşkım, çok heyecanlıyım ya!

A: Bende birtanem, bende!

 

      Gidiyorum, Metin Usta’ nın pastanesinden en güzelinden bir çikolata paketi, Aysel Abla’ dan da çiçek alıyorum. Her zaman giydiğim takım elbisem bu sefer daha farklı görünsün diye, kravat almaya karar veriyorum. Doğru pazara. Kırmızı desenli bir kravat alıyorum, babama da gök mavisi bir kravat alıyorum hemen koşar adım eve gidiyorum, hemen hazırlanıyorum, traş için Halim Abi’ nin yerine gidiyorum. Güzelce bir saç-sakal… Oh, mis. Ali, sen bu kadar yakışıklı mıydın lan? Aşık olasım geldi kendime yemin ederim.

 

      Akşam, bizim Serkan’ ın arabasını alıp, Hülya’ ların evine gidiyoruz. Her zaman ki konuşmalar. Hülya geliyor kahveleri veriyor. Benim kahvem acı tabi J Çaktırmıyorum ama yanacam arkadaş! Neyse, Hülya’ nın aşkından bu kadar zaman yanmışım, kahveden mi yanacam! Hüüüp.

 

“ Allahın emri, peygamberin kavliyle, kızımız Hülya’ yı, Oğlumuz Ali’ ye istiyoruz.”

 

Ne ne ne? Bidaha desene baba ya! Sus Ali sus, kendi kendine konuşmaya başladın gene.

 

“ Bana sorarsanız, bize laf düşmez. Ama taktir edersiniz ki, burada kızımın geleceğinden bahsediyoruz. Kızım ister misin?”

 

“ Bilmem ki, babacığım siz nasıl uygun görürseniz.”

 

 

      Tribini yiyim Hülya’ m benim. Evet diye bağırmamak için zor tutuyor kendisini aşkım benim J

 

“ O halde, hayırlı uğurlu olsun. Oğlum, ver yüzükleri de artık, resmen olsun bu iş…”

“ Buyurun efendim.”

“ Babacığım dersen iyi olacak oğlum.”

“ Siz nasıl uygun görürseniz babacığım.”

 

“ Hayırlı ve uğurlu olsun… Allah tamamına erdirsin…”

 

 

      İlk sömestr da, nişan yapacağız. Sonrada Haziran ayında düğün inşallah. Çok mutluyum, mantar yutmuş mario gibiyim…

 

Bu akşam yine dertlerimle baş başa kaldım
Sen gençliğimin katilisin çok geç anladım

Ağlayan gözlerimle eski günlere daldım
Sen gençliğimin katilisin çok geç anladım

mp3: http://rapidshare.com/files/291309097/Huner_Coskuner_-_Sen_Gencligimin_Katilisin_tsm_.mp3.html

Giden Sevgiliye...

8/10/2009

08 Ekim 2009 Perşembe

 

 

Canım,

 

Bu mektubu sana “sevgilin” olarak değil, bir arkadaşın olarak yazıyorum. Bu durum biraz bana kötü gelse de, senin mutluluğun önemli benim için. Madem bensiz mutsuzsun, tamam öyle olsun. Ama ben seninle çok mutluydum. Çok mutluydum. Hayatımı değiştirmiştin, birtanem. Senden önce anlamsız gelen bu hayat, sen gittikten sonra yavaş yavaş hayatım eski halini aldı, o geçimsiz, asabi adam oldum gene.

 

Seni özlüyorum. Sen gittikten sonra herkesi sana benzettim biliyor musun? Herkeste seni aramaya başladım, senin göz rengini, senin saçını, senin boyunu, giydiğin kıyafeti bile aradım aşkım. Ama senin gibisini bulamadım.

 

            Senden sonra, değişen bir şey yok aslında. Birkaç fark oldu yalnızca. Mesela, içtiğim rakıdan artık tat alamıyorum. Arkadaşlarımın anlattığı fıkraları, ağlayarak dinliyorum. Yediğim, içtiğim hiç bir şeyde tat yok. Ama sen varken, her şey farklı geliyordu bana. İnanır mısın, artık sokakta elele yürüyen insanları bile kıskanır oldum. Eskiden ne kadar saçma gelirdi bana. Çünkü, sen vardın benim için. Sen, farklıydın, diğerlerinden bir farkın yoktu benim için. Sevgilileri olan arkadaşlarıma düşman oldum. Çünkü, sen yoksun.

 

            Ama bunca geçen zamandan sonra, dön desem ne kadar saçma olur… Doğru, ne söylersen hakkın var, ne söylersen haklısın ama şunu bilmeni istiyorum…

 

Seni Seviyorum.

An itibariyle hikayeyi okumak için giren canım okuyucularım, okuyucudan öte canikolarım, arkadaşlarım, kardeşlerim, ablalarım, abilerim, ortadan gidenlerim :) Çok yakında beni videolarda görmeye başlayacaksınız! Nasıl olacak demeyin, olacak işte. Benim kafadan olan bir arkadaşımla birlikte " Kapşon "  isimli bir video çekeceğiz. Kapşon' da kendisini küçükken ezen, büzen, hor gören, duvara karşı koyup, yazıık yazzııık diye bağıran arkadaşlarından 15 sene sonra alacağı intikamı izleyeceğiz. Muhtemelen kapşon ben olacağım, belli olmaz rolüm ama mutlaka videoda olacağım xD

Birde Hidayet- Nuri ikilemini çekeceğiz. Onda kesin ama kesin Hido ben olacağım ( 1.87 boy sende olsun, sende olursun bi Hido abicim). Nuri için ufak tefek birini düşünüyoruz ama durun bakalım.

Videolarımızı çekeceğiz göreceğiz, ama çok eğleneceğiz!

Celal Eray Draz

BÖLÜM 8

 

 

Komiser: Ali, gene kavga etmişsin! Ne yapacağız oğlum biz seninle? Deli misin divane misin oğlum? Çocuklardan birinde görme kaybı olmuş, ne yapacaksın şimdi? Ailesi dava edebilir seni! Değer miydi oğlum? Yanında kız varken hem?

 

A: Ama komiserim….

K: Aması maması yok. Ablanı çağırdım gelecek. Ona da sen anlatırsın artık amasını. Hülya seni gidebilirsin kızım, bak geç oldu, annenler merak etmiştir seni.

H: Komiserim, kalsaydım.

K: Gerek yok güzel kızım, annenleri telaşlandırma…

H: Peki komiserim nasıl isterseniz.

 

            Ablam geliyor içeri, of anam of. Birde bundan laf dinleyeceğiz şimdi. Bir dinleseniz var ya…

 

K: Hoş geldiniz Buket Hanım. Buyurun oturun. Buket Hanım, Ali’ den açıkçası çok şikayetçiyiz. Sürekli kavga, sürekli kavga. Sizlerin, özellikle Reşat Bey’ in hatırı olmasa çok daha farklı olurdu her şey.

 

            Bu ne ya? Çocuk gibi laf dinliyoruz kardeşim ya! Okul müdürü gibi gözüküyor zaten komiser gözüme J

 

B: Haklısınız komiserim, gerekeni yapacağız.

 

            Haah, tam olduk ablacım. Al birde buradan yak…

 

 

…. Serkan: E oğlum, bizi niye aramadın? Gelirdik hemen hallederdik ya. Levent’ lerde kaldık biz dün akşam dün.

A: E abicim, zaten ortam gergin, birde sizi karıştırmak istemedim.

Erhan: Sen hep kendin hallet işlerini zaten. Biz boşuna buradayız. Eşek başıyız biz.

Levent: Usta nerde kaldı bizim pilavlar ya?

A: Yuh, beni ye be! Beyler, ben kalkayım, yoksa bu Levent beni de yiyecek.

Erhan: Lan dur nereye? Pilavlar?

Serkan: Bendensin hadi gel hadi!!

A: Yok abi ya, gideyim ben. Bana bakın bu aralar Harun’ a gidelim ya. Geçen gün rüyamda gördüm, bir uğrayalım mezarına.

Levent: Yarın gidelim istersen? Sağolasın usta…

A: Sen bu gidişle yuvarlana yuvarlana gidiceksin zaten J Hadi eyvallah.

 

 

Hastanenin yolunu tutuyorum, ama öleceğim yorgunluktan. Dur bakalım, ne kadarımız var. 50 kuruş, 75 kuruş, 95 kuruş… Yuh be! Dolmuş parasını çıkaramadık gene. Yürü Ali yürü!

 

            Geldik hastaneye. Tam kapıdan girerken aklıma geliyor. Bugün tercih sonuçları açıklanıyor ya. Dur arayalım Hülya’ yı.

 

-         Alo Hülya, aşkım ne yaptın? Nereyi tutturmuşsun?

-         Ali…

-         Aşkım?

-         İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi…

-         NEEEEE!? Hülya ne diyorsun sen ya??????????

-         Ali, yapma böyle

-         Nasıl yapmayayım ya! Muğla neresi, İstanbul neresi! Hani İzmir’ i yazacaktın!

-         Ali, ben İstanbul’ da okumak istiyorum

-         Dimi? Benim bir önemim yok senin için?

-         Saçmalama, hayattaki tek önemli şey sensin, biliyorsun sende bunu.

-         Eee, o zaman?

-         Ali, lütfen…

-         Bu akşam sahile in o zaman, orada görüşelim, hastanedeyim ben şimdi.

-         Tamam canım, selam söyle.

 

 

Kan beynime fışkırdı… Çok sinirliyim çok! Ama sakin olmam lazım, relax Ali relax..

 

-         Aa, Esra! Sende mi buradaydın?

-         Geldim Ali, Reşat Amca’ yı bir göreyim dedim.

-         Hoş geldin, nasılsın?

-         İyiyim, sen?

-         İyiyim bende, neler yapıyorsun. Çok uzun zamandır görüşemiyoruz.

-         Evet, görüşemedik ya.

 

Esra parmağını ovuşturuyor…

 

-         Nişanlandın mı??

-         Evet!

-         Tebrik ederim, kim bu şanslı?

-         Feridun!

 

Ne ne ne? İkinci şok!

 

-         Feridun mu?

-         Evet, şaşırdın?

-         Yani, Hülya’ nın eski sevgilisi…

-         Sende benim sevgilimdin Ali?

 

Annem garip garip bakıyor. Hemen kısa kesmem lazım.

 

-         Ne diyeyim. Allah mutlu etsin.

-         Teşekkürler. Ee, hasta ziyaretinin kısası makbul. Görüşürüz Ali!

-         Hoşça kal.

 

Odaya gidiyorum

 

-         Ne haber baba?

-         İyidir oğlum, sen?

-         İyidir, iyidir. Napıyorsun?

-         Valla bol bol gazete okuyorum şu aralar. Celal diye bir çocuk var, yazı dizisi yazıyor, pek bi şahane.

-         Aa, biliyorum ben o çocuğu. Genç daha, önü açık onun. Ee baba? Ne olacak BJK’ nin hali?

-         Sus, terbiyesiz! J Ayaklandırma beni!

-         Sen ayaklansan kaç yazar, takımın ayaklanması lazım babacığım. Annemler nerede? Daha demin burdalardı?

-         Kantine inmişlerdir, bir bak istersen…

-         Bir bakayım ben o zaman. Hadi sende uyu.

-         Görüşürüz oğlum. Bu arada, kirayı yatırdın mı?

-         Bu aralar biraz sıkışığım ya, en kısa zamanda yatırırım, konuşurum Halim Abi’ yle.

-         Tamam oğlum, aman a ihmal etme.

 

Para yok ki kardeşim. Bak taa ordan buraya yürüyerek geldim. 4 aydır kira ödemiyoruz, Allahtan ev sahibi uzaktan akrabamız, geçiştiriveriyor da öyle hallediyoruz.

 

Annemlerin yanına iniyorum, annemle ablam çay içiyorlar kantinde. Bir çay alıp yanlarına gidiyorum. Anneme soruyorum:

 

-         Babamın tahlil sonuçları nasılmış anneciğim?

-         Oğlum, sen bu konuyu açmasaydın ben açacaktım. Babanın tümörü, beyne yakın bir yerdeymiş. Ameliyat olursa, masadan kalkamayabilirmiş, yada felç kalabilirmiş. Ameliyatta  %75 şansı varmış.

-         Olsun anne, en azından deneyelim.

-         Oğlum, %25?

-         Anneciğim, deneyelim biz. Ee, madem böyle iyi bir haber aldık, e niye sevinmiyosunuz? Senin niye suratından düşen bin parça abla?

-         Ali, bu ameliyat için para lazım. 4 aydır kira ödemiyoruz, ameliyat parasını nereden bulacağız?

-         Ne kadar lazım ki?

-         20 milyar…

-         E, sigorta karşılamıyor mu?

-         Bu özel bir ameliyat olduğu için, karşılamıyor Ali.

-         Napıcaz o zaman?

 

Oha be. Beyin nakli yapsak, daha ucuza gelir yemin ederim.

 

-         Bilmiyorum Ali, borç isteyecek kimsemiz mi kaldı?

-         Benim çalışıp kazandığım, biriktirdiğim bankada 7000 lira var, ama 14 bin’ i nerden bulacağız? İlk taksidi çıkardık diyelim, ikincisi?

-         Bilmiyorum Buket…

-         Benimde bankada 2000 liram var anneciğim.

-         Bende bütün mücevherleri, bilezikleri satsam 2000 eder.

-         11 bin. 9 bin?

-         Onuda ben düşüneyim ablacım.

-         Nasıl yapıcaksın oğlum?

-         Ek iş bulurum anne. 3-4 işte çalışan çok arkadaşım var benim.

-         Bilmiyorum, hiçbir şey düşünemiyorum şu günlerde…

 

 

Akşam olur olmaz, Hülya’ nın yanına gidiyorum. Bu sefer daha temkinliyim tabi.

 

-         Ali?

-         Efendim?

-         Ben bu sene, okula gitmesem. Seneye sende kazansan da öyle gitsek olur mu?

-         Aşkım, sen git. Madem kazanabildin, oku. Seneye eğer çıkabilirsek, bende gelirim. Düşündüğüm iki şey var bugünlerde, biri sen, diğeri babam. Ameliyat için para lazım.

-         Ne kadar?

-         10000 lira kadar…

-         Ne yapmayı düşünüyorsun aşkım?

-         Bilmiyorum. Hadi gece olmadan git hemen evine. Çok dalgınım Hülya, sonra görüşürüz.

-         Bitanem, üzme kendini tamam mı?

-         Tamam canım.

 

 

O Gece

 

-         Alo. Serkan. Ne var lan gece gece arıyorsun? Bir durum mu var?

-         Yok moruk ya, sen gelsene bir parka.

-         Ne parkı lan gecenin 1’ nde. Ne işiniz var lan parkta?

-         Ya, sen gel!

-         İyi, iyi geliyorum bağırma.

 

 

Serkan lan! Öleceğim uykusuzluktan zaten. Eğer saçma bir şey için çağırıyorsan, keserim seni oğlum!

 

-         Nooldu lan, 3 salakşörler?

-         Ali, otursana bir.

-         Oğlum ne var söylesenize? Niye oturayım Erhan.

-         Söylemeni beklerdik?

-         Neyi lan?

-         Reşat Amca ameliyat olacakmış ya Ali. Paraya ihtiyacın varmış, neden söylemedin bize?

-         Oğlum, ne deseydim? Paraya sıkıştım, verin mi deseydim? Bu kadar büyük bi mebla hemde.

-         Diyecektin oğlum! Biz kardeş değil miyiz, senin annen bizim annemiz. Al şu zarfı!

-         Ne zarfı lan bu? Oğlum. Bu para ne?

-         Ali, ısrar etme. Al şu zarfı. İçinde 12.000 TL var. Bu para senindir kardeşim. Senin baban, bizim babamız, senin annen, bizim annemiz. Biz kardeşiz oğlum. Aramızda lafı olmaz!

 

Evet mi desem, hayır mı desem karar veremiyorum. Ama sonunda, evet demeye karar veriyorum.

 

- Oğlum var ya, siz dünyanın en iyi insanlarısınız. Seviyorum sizi!